3 Aralık Salı günü, Güney Kore Cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol, ulusa sesleniş konuşmasında sürpriz bir şekilde sıkıyönetim ilan etti. Bu karar, ülkenin kuzeyindeki komünist tehditle mücadele etme ve "devlet karşıtı unsurları ortadan kaldırma" amacıyla alındığı savunuldu. Ancak bu açıklama, arkasında daha farklı bir motivasyon olduğuna dair iddiaları da beraberinde getirdi.
Yolsuzluk İddiaları ve Sıkıyönetim: Gerçek Sebep Ne?
Cumhurbaşkanı Yoon’un sıkıyönetim ilanı, özellikle son dönemde gündemde olan yolsuzluk suçlamalarından ötürü dikkat çekti. Yoon ve eşine yönelik, seçim süreçlerinde nüfuz ticareti yapmak ve çeşitli rüşvet ilişkilerine karışmak gibi ciddi suçlamalar bulunuyordu. Bu durum, sıkıyönetim kararının arkasındaki gerçek sebepleri sorgulayanları artırdı. Muhalefet partileri, Cumhurbaşkanı Yoon’un bu kararı, siyasi baskıları bertaraf etmek ve yolsuzluk soruşturmalarını engellemek amacıyla aldığını iddia etti.
Sıkıyönetimin ilanı ile birlikte, Güney Kore’nin başkenti Seul’de durum hızla gerildi. Ordu, şehre tanklarla girerek sokaklarda güvenlik önlemleri aldı. Ancak halk, bu durumu kabullenmedi ve sokaklara dökülerek sıkıyönetimi protesto etmeye başladı. Meclis binası önünde halk ve ordu arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Siyasi gerilim, muhalefet liderlerinden Jae-Myung Lee’nin, askerlerin engellemesine rağmen parlamentoya girmeyi başarmasıyla zirveye ulaştı. Bu anlar, ülkedeki siyasi krizin boyutunu gözler önüne serdi.

Güney Kore’deki siyasi gerilim, meclis üyelerinin acil bir toplantı yapmasıyla yeni bir aşamaya geçti. 190 milletvekili, sıkıyönetim kararına karşı çıkarak bu kararın iptal edilmesi için oy kullandı. Sonuçta, Meclis Başkanı Hee-sang, sıkıyönetim kararının geçersiz olduğunu açıkladı ve orduya kışlalarına dönmeleri talimatını verdi. Bu karar, halk arasında büyük bir coşkuya neden oldu ve sokaklarda kutlamalar başladı.

Sıkıyönetimin kaldırılmasının ardından, muhalefet partileri Cumhurbaşkanı Yoon’un görevden alınması için meclise önerge vereceklerini duyurdu. Yoon ve eşine yöneltilen yolsuzluk suçlamaları, halk arasında büyük endişeye yol açtı. Ayrıca, Yoon’un eşi Kim hakkında intihal, hisse senedi manipülasyonu ve lüks hediye almak gibi çeşitli suçlamalar gündemde. Bu iddiaların yanı sıra, seçimlerdeki nüfuz ticareti suçlamaları da Yoon’un siyasi geleceğini tehdit ediyor.

Sıkıyönetimin ardından, Güney Kore Savunma Bakanı Kim Yong-hyun, yaşanan kargaşa nedeniyle istifa etti. Ancak, bu istifa, birçok gözlemciye göre yalnızca bir "siyasi manevra"dan ibaret. Kim, hükümetin tutumunu eleştiren muhalefet tarafından görevden alınması için önerge verilmişken, istifası, aslında hükümetin ve Cumhurbaşkanı Yoon’un karşı karşıya kaldığı baskılardan kurtulmak için yapılan bir stratejik adım olarak görülüyor. Kamuoyunda, bu tür bir istifanın sorumluluğu gerçek anlamda üstlenmektense, krizden kaçmak ve kamuoyu önünde bir tür "feragat" imajı yaratmak amacı taşıdığı yorumları yapılmakta.
Ayrıca, Yoon’un görevden alınması için 810 binden fazla dilekçe toplanması, halkın ve muhalefetin bu istifayı yetersiz ve geçici bir çözüm olarak gördüğünü gösteriyor. Dilekçelerde, Cumhurbaşkanı Yoon’a yöneltilen suçlamalar arasında yalnızca yolsuzluk ve Kuzey Kore ile savaş riskini kışkırtma değil, aynı zamanda Fukuşima Nükleer Santrali'nden yayılan radyoaktif suyu engellememe gibi ciddi iddialar da bulunuyor.

Demokrasi İçin Nöbet
Sıkıyönetimin ilanının ardından halk arasında "demokrasi nöbeti" başladı. Güney Kore halkı, hem Cumhurbaşkanı Yoon’un yolsuzluklarını hem de sıkıyönetim kararını protesto etmek için sokaklara döküldü. Bu durum, ülkedeki siyasi istikrarsızlığın ne denli derinleştiğini gösterdi. Muhalefet partileri, Yoon’un görevden alınması ve yolsuzlukla ilgili kapsamlı bir soruşturma başlatılması için baskılarını artırmayı sürdürüyor.

Güney Kore’deki bu iç siyasi kriz, tüm dünyada dikkatle izleniyor. Yolsuzluk iddiaları ve sıkıyönetim kararı arasındaki bağlantılar, ülkedeki siyasi geleceği büyük ölçüde şekillendirecek gibi görünüyor.