Damla Eroğlu - Özel Haber
Suriye’nin Lazkiye ve Tartus bölgelerinde, Alevilere yönelik saldırılarda en az 1383 sivilin hayatını kaybettiği bildirildi. Son günlerde şiddetin tırmandığı bölgede, Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ve ona bağlı grupların gerçekleştirdiği saldırılar, büyük bir insani felakete yol açtı. Alevi katliamı, HTŞ’nin Lazkiye ve Tartus kırsalında güvenlik operasyonu başlattığını açıklamasıyla başladı. Örgüt, saldırıları ''Esad rejiminin kalıntılarına yönelik bir operasyon'' olarak tanımlarken, bölgedeki Alevi siviller özellikle hedef alındıklarını ifade etti. Bölgeden gelen görüntülerde, çok sayıda köyün boşaltıldığı, evlerin ateşe verildiği ve Alevi nüfusun kaçmaya çalıştığı görüldü. Lazkiye ve diğer bölgelerdeki HTŞ gruplarının; çocuk, kadın ve yaşlı ayrımı yapmadan tüm masumları acımasızca öldürdüğüne dair görüntüler sosyal medyada yayılmaya devam ediyor.
Suriye’deki HTŞ örgütüne bağlı gerçekleşen Alevi katliamına yönelik tüm dünyadan ortak çağrı yapıldı. Türkiye’deki ve dünyadaki milyonlarca Alevi, ‘’#SuriyedeAleviKatliamıVar'' etiketiyle, bölgedeki soykırımın bir an önce durdurulması ve sorumluların ceza alması yönünde eylemler düzenliyor. Suriye’deki Alevi katliamına ilk ses ise Türkiye’den geldi. Türkiye’de yaşayan yaklaşık milyonlarca Alevi, yaşanan soykırımın derhal durdurulması ve daha fazla masum insanın öldürülmemesi için sokaklarda, sosyal medyada ses yükseltmeye ve yetkilileri harekete geçmeye çağırdı.
İSHAK: ESAD ARTIĞI DİYEREK SOYKIRIMI MEŞRULAŞTIRIYORLAR
Suriye’deki katliamı meşrulaştırmaya çalıştırıldığını ve Esad destekçilerinin değil masum insanların katledildiğini vurgulayan Bağımsız Alevi - Bektaşi medya kurucusu Baba İshak, ''Suriye'de büyük bir Alevi soykırımı yaşanıyor. Etnik temizlik var. Alevi köylerinde, mahallelerinde neredeyse erkek kalmadı. "Esad artığı" diyerek Alevi soykırımını meşrulaştırıyorlar ama onlar da biliyor ki Aleviler Suriye'de hiçbir zaman devletin sahibi olmadı, devletin kaymağını yemedi. Aleviler Suriye'nin en yoksul kesimidir. Şehirlerdeki Alevi mahallelerindeki evlerin birçoğunda tuvalet bile yok. Buradan yoksulluğun derecesini anlayabilirsiniz’’ dedi.
Suriye’de yaşayan Alevilerin sürekli dışlandığını ve yok sayıldığını dile getiren İshak, ''Esad ailesinin kökeni Aleviydi ama Hafız Esad dahil bugünkü Esad ailesi Alevi bile değil. Tüm yaşamlarını, ibadetlerini Sünni fıkha ve geleneklere göre icra ediyorlardı. Ama konumuz bu da değil. Herkes dilediği gibi dini inanışını yaşayabilir. Ancak Alevi olmadıkları halde Alevi olarak bilinmelerine itirazımız var. Alevi de olabilirler. Fakat, Baas rejimi Sünni Arap milliyetçiliğidir. Arap Aleviler hep dışlandı, yok sayıldı ve hakları verilmedi. Hatta Suriye'deki her etnik veya dini topluluğun kurumları, partileri vs. var ama Alevilerin yok. Çünkü Esad'ın Baas rejimi Alevilere bu hakkı vermedi'' ifadesinde bulundu.

İSHAK: ALEVİLERE YÖNELİK HER TÜRLÜ NEFRET SUÇU ÜLKEMİZDE SERBEST
Suriye’de meydana gelen Alevi katliamına karşı Türkiye’nin sessiz kaldığını ve soykırımı eleştiren hesapların bilerek kapatıldığını aktaran İshak, ''Aleviler bugün soykırıma maruz kalıyorsa, bunun sebebi Baas rejimi tarafından örgütsüz bırakılmalarıdır. Türkiye çok şey yapabilirdi soykırımı engellemek için. Engellemeye gücü de vardı ama engellememeyi tercih etti. Alevi soykırımını Türkiye'de eleştirmek neredeyse fiili suç haline gelmiş durumda. Soykırımı eleştiren X hesapları erişime kapatılıyor ama Alevilere hakaret eden hatta katliam tehdidinde bulunan kişiler özgürce fikirlerini dile getirebiliyor. Alevilere "köpek" diyen yazarlar var. Tek bir savcı bile çağırıp ifadesini almıyor. Oysa ortada açık bir nefret suçu var. Ama anlaşılan, Alevilere yönelik her türlü nefret suçu ülkemizde serbest’’ dedi.
Yıllar boyunca Alevilerin sürekli soykırıma ve hakarete maruz kaldığını belirten İshak, ‘’Geçmişten bugüne Aleviler, bu coğrafyada 200 kez soykırıma maruz kaldı ve hâlâ kalıyor. Önlem alınmazsa daha büyük katliamlar yaşanacak. Öncelikle Aleviler, eşit yurttaş olarak kabul edilmeli. Alevilere yönelik her türlü iftira, hakaret ve hedef gösterme, nefret suçu kapsamında değerlendirilmeli ve yargı harekete geçmelidir’’ açıklamasında bulundu.
KARAKAYA: SURİYE'DEKİ ALEVİLER EN YOKSUL VE EN MAĞDUR KESİM
Suriye’deki Alevi katliamını Esad ile bağdaştırarak meydana gelen saldırıları meşrulaştırmanın yanlış bir algı olduğunu belirten Alevi – Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, ''8 Aralık’ta Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) terör örgütü, Suriye’nin kuzeybatısında aniden yönetimi ele geçirdi. Esad ailesinin ülkeyi terk etmesinin ardından, bölgedeki radikal gruplar özellikle Alevileri hedef alarak Hristiyan, Sünni ve laik kesimlere yönelik saldırılar başlattı. O günden bu yana katliamlar aralıksız devam ediyor. Suriye’de yaşanan bu Alevi katliamını Esad rejimiyle ilişkilendirmek yanlış bir değerlendirme olur. Esad yönetimi, Alevi kimliği üzerine kurulu bir rejim değildi. Baas rejimi, Arap milliyetçiliği ile Arap sosyalizmini temel alan bir yönetim sistemiydi. Esad ailesi, köken olarak Alevi bir geçmişe sahip olsa da bu, Suriye’deki Alevilerin özgür olduğu anlamına gelmiyordu. Baas rejimi döneminde, Aleviler iktidarın bir parçası olarak görülse de gerçekte en yoksul ve en mağdur kesimdi. Ancak bu durum, farklı bir algı oluşturdu. Tüm Alevilerin ve seküler kesimin Esad yanlısı olduğu düşüncesi yayıldı ve zamanla Aleviler, 'Esad’ın artığı' gibi hakaret içeren söylemlerle hedef gösterildi. Oysa Esad yönetimi altında bile Aleviler, büyük ölçüde bağımsızdı ve mağdur olan kesimdi'' dedi.

KARAKAYA: ALEVİLERE YÖNELİK SALDIRLAR TARİH BOYUNCA DEVAM ETTİ
Arap Milliyetçiliğinin merkezi olarak görülen Suriye’de, uzun yıllar boyunca Alevilere olan bakışın hiç değişmediğini ve soykırımın hep var olduğuna değinen Karakaya, ''Suriye, tarihsel olarak Arap milliyetçiliğinin merkezi olarak görülmüştür. Aynı zamanda cihatçı ideolojilerin de beslendiği bir coğrafyadır. Emevi Devleti’nin başkenti olan Şam, Muaviye ve Yezid’in saraylarının bulunduğu şehirdir. Emevi Camii, Kerbela’da şehit edilen İmam Hüseyin’in başının sergilendiği tek cami olarak bilinmektedir. 1200-1300 yılları arasında yaşayan İbn Teymiyye, İslam dünyasında selefiliğin öncüsü olarak kabul edilir. O dönemde yayınladığı fetvalarda, Aleviler ve Kızılbaşlar için katliamın vacip olduğunu savunmuştur. Osmanlı döneminde Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin fetvaları da benzer bir anlayışı sürdürmüştür. Bu bakış açısı, Suriye’de geleneksel anlamda selefiliği benimsemeyen her grubun düşman olarak görülmesine neden olmuş, özellikle de Aleviler hedef alınmıştır. Bu anlayışın bir sonucu olarak, Alevilere yönelik saldırılar tarih boyunca tekrar etmiştir. Son olarak Lazkiye, Hama ve Humus gibi kıyı bölgelerinde yoğun Alevi nüfusun bulunduğu yerlerde katliamlar yaşanmaktadır'' dedi.
KARAKAYA: ALEVİ KURUMLARI OLARAK, SURİYE'DEKİ İNSANLARIN SESİ OLMAYA ÇALIŞIYORUZ
Suriye’de son birkaç gündür devam eden Alevi katliamına tepki tüm dünyadan gelmeye devam ediyor. Dünyanın her yerinde olan milyonlarca Alevi, bir araya gelerek bu soykırımın durdurulması yönünde eylem yapıyor. Türkiye’deki aleviler olarak hep birlikte bu katliamın durdurulması için çalışmalar yürüttüklerini vurgulayan Karakaya, ''Tüm dünyadaki Alevi kurumları olarak, Suriye’deki Alevilerin sesi olmaya çalışıyoruz. Çünkü bölgede yaşayan Aleviler dışında herkesin bir öz yönetimi ve örgütlü bir yapısı varken, Alevilerin böyle bir örgütlenmesi bulunmamaktaydı. Türkiye ve dünyadaki tüm Alevi örgütleri olarak, Suriye’deki katliama karşı güçlü bir tepki gösteriyor ve yaşanan hukuksuzluğu dünya kamuoyuna duyurmak için çalışmalar yürütüyoruz. Bu kapsamda, Avrupa Birliği temsilcileriyle bir araya geldik ve Türkiye’deki tüm siyasi parti grup başkanlarıyla görüşmeler gerçekleştirdik. Dışişleri Bakanlığı’ndan randevu aldık ve Avrupa’daki Alevi örgütlerimiz, Avrupa Parlamentosu düzeyinde temaslarda bulundu. Bu süreçte, kamuoyunu bilinçlendirmek ve dayanışmayı artırmak adına kitlesel eylemler de düzenliyoruz. Bugün, Hatay Samandağ’da tüm Alevi kurumlarının katılımıyla büyük bir miting organize ediliyor. Ayrıca, 15 Mart’ta Almanya’nın Köln şehrinde geniş katılımlı bir miting düzenlenecek ve Avrupa’daki Aleviler bir araya gelerek seslerini yükseltecek'' dedi.

TÜRKİYE'DE YAŞANAN ALEVİ KATLİAMLARI
Türkiye’de yaşayan Alevilerin uzun yıllar boyunca katliama uğradıklarını belirten Karakaya, ''Biz Aleviler, tarih boyunca tedirgin olduk ve bu tedirginliğimiz hâlâ devam ediyor. Osmanlı dönemini bir kenara bıraksak bile, Cumhuriyet tarihi boyunca Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamlarını biz Aleviler yaşadık. Dün Gazi Mahallesi katliamının yıldönümüydü. Devletin gözetimi altında gerçekleşen bu saldırıda Aleviler hedef alındı. Aynı durum Çorum’da, Maraş’ta ve Dersim’de de yaşandı. Bu nedenle hafızamız diridir ve yaşananları unutmuyoruz. Türkiye, demokratik ve laik bir hukuk devleti oluncaya kadar mücadelemiz devam edecek. Alevilere yönelik katliamları ve hak ihlallerini kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz. Anayasada yazılı olan hakların kağıt üzerinde kalmaması, gerçek anlamda uygulanması gerekiyor. Devlet ve toplum, bu katliamlarla yüzleşmediği sürece Türkiye’nin demokratik, çoğulcu ve adil bir toplum olması mümkün değildir'' ifadesinde bulundu.
KARAKAYA: HAKAN FİDAN, SURİYE'DEKİ KATLİAMI MEŞRULAŞTIRAMAZ
Suriye’deki Alevi katliamının baş sorumlularının Türkiye’de ağırlanmasına ve yaşanan soykırıma ses yükseltilmemesine tepki gösteren Karakaya, ''Baas rejiminin çöküşünün ardından Suriye’de yeni bir dönem başladı. Ancak bu süreçte Türkiye’yi yönetenler, dünya kamuoyunun terörist olarak tanıdığı isimleri saraylarında ağırladı. Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden bakanların, MİT müsteşarının ve Cumhurbaşkanının, Suriye’deki radikal unsurlarla kurduğu ilişki, Aleviler için asla kabul edilemez bir durumdur. Suriye’deki Alevi katliamı nedeniyle, Türkiye’de yaşayan Aleviler ciddi bir tedirginlik içindedir. Bu nedenle Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’de yaşayan 20 milyon Alevinin sesine kulak vermek zorundadır. Katar, Lübnan ve Mısır dışişleri bakanlarıyla görüşmeler yaparken, onların söylemlerini tekrarlayarak Suriye’deki katliamı meşrulaştıramaz'' açıklamasında bulundu.