DAMLA EROĞLU - ÖZEL HABER
2023 yılında Manisa'nın Demirci ilçesinde meydana gelen olayda, 26 yaşındaki Yeşim Akbaş, komiser yardımcısı Doğan Can Yıldız'ın kaldığı polis lojmanında başından silahla vurulmuş halde bulundu. Olayın ardından tutuklanan Yıldız hakkında "kadına karşı kasten öldürme" ve "kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanma" suçlamalarıyla dava açıldı. Yargılama sürecinde, bilirkişi raporları ve deliller değerlendirildi. Mahkeme, sanığın suçunun sabit olmaması ve "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gereğince Yıldız'ın beraatine karar verdi. Ailesi, kızlarının intihar etmediğini ve cinayete kurban gittiğini savunarak karara itiraz etti. Ayrıca, olay yerindeki delillerin karartıldığı ve soruşturmanın eksik yürütüldüğü iddiaları gündeme geldi.
YEŞİM AKBAŞ'IN ANNESİ 'ADALET' İSTİYOR
Kararın ardından Akbaş ailesi ve avukatları, istinaf sürecini başlattı. Ayrıca, Türkiye İşçi Partisi Sözcüsü Sera Kadıgil, dava hakkında Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı'nın yanıtlaması istemiyle soru önergeleri verdi. Kızının ölüm haberini aldıktan beri davanın takipçisi olan anne Aysun Akbaş, aylardır hak mücadelesini veriyor. Kızının intihar etmediğini ve dosyanın incelenmesi gerektiğini vurgulayan anne Akbaş, yetkililerden dosyanın detaylı bir şekilde incelenmesini ve adaletin yerini bulmasını talep ediyor.

AKBAŞ: KIZIMIN ÖLDÜĞÜNÜ BANA SÖYLEMEDİLER
Kızının ölüm haberiyle dünyalarının başlarına yıkıldığını belirten anne Akbaş, o anları şöyle anlattı;
‘’14 Nisan 2023 tarihinde gelen bir telefonla hayatımız karardı. Jandarma aradı ve ‘Yeşim Akbaş’ın annesi ve babası mısınız? Kızınız bir kaza geçirdi ve acil buraya gelmeniz gerekiyor’ dediler. Hemen yola çıktık. Gitmeden önce aynı numarayı tekrar aradım. ‘Ne kazası? Araba mı çarptı?’ diye sordum. Çok ısrar ettim, ne olduğunu öğrenmek istedim. Bana 'Silahlı yaralama' dediler. ‘Silahlı yaralama nedir? Silah nedir?’ çok şaşırdık. Aklıma ilk olarak maganda kurşunu nedeniyle yaralanmış olabileceği geldi. Yalvardım, ‘Neresinden yaralandı?’ diye sordum. Bana ‘Bacağından yaralandı’ dediler. ‘Bacağıysa en kötü ihtimalle ameliyat olur’ diye düşündüm.
Ameliyat olacağını düşündüğüm için kızıma bir valiz hazırladım. Oraya vardığımızda bizi jandarma karşıladı. ‘Sizi Salihli’den bekliyorlar’ dediler. Anlamadım, neden oradan bekliyorlardı? Ben kızımı görmek istiyordum. Salihli’deki hastaneye vardığımızda bizi bu kez sağlık personeli karşıladı. Onlara kızımın nereden yaralandığını sordum. Bana 'Yüzünden yara aldı' dediler. 'Eyvah, kızımın yüzü gitti' dedim. Sonra eşime döndüm ve 'Mustafa, kızımız yüzünden yaralanmış. Eğer başına aldığı saldırı sonucunda beyin ölümü gerçekleşirse organlarını bağışlayalım' dedim. Eşim önce bana kızdı. Kızının ölmüş olabileceğini düşünmek bile istemedi. Sonra, 'Tamam. Benim kızım böyle olmasını isterdi. Ona yakışan da bu olurdu' dedi.
Sağlık personeli bizi bir odaya aldı ve ‘Bekleyin, doktor gelip size bilgi verecek’ dediler. Bir süre sonra doktor geldi. Bize doğru üç adım attı ve ‘Başınız sağ olsun’ dedi. O an yıkıldık. Ben ve eşim fenalaştık. O benim için 'Eşimi kurtarın' diyor, ben onun için 'Eşimi kurtarın' diyordum. Bize iğne yapmışlar. Monitöre bağlı olarak uyandık. Benim kızım Kadir Gecesi öldü. Adli tıp için İzmir’e sevk edildi. O önden gitti, biz yetişemedik. Bir gün sonra teşhis için eşim gitti. Abime, 'Sen gör, kızımın yüzünde bir şey varsa babasının görmesini istemem' dedim.''

AKBAŞ: BEN KAVGAYA DEĞİL, ADALET ARAMAYA GELDİM!
''Benim güzel çocuğum siyah ceset torbasıyla getirildi. Hemen eşimin önüne geçtim. Torbayı açtığımda kızımın başı şişmişti. Hemen baş kısmını kapattım ki babası görmesin. Prenses gibi uyuyan kızımızı son kez sevdik, vedalaştık. Ertesi gün tekrar yavrumuzun yanına gittik. Sevdik, okşadık, öptük… Öpmelere doyamadık.
Benim prenses yavrum üçüncü günde defnedildi. Daha sonra o sanık, olayın birinci gününde serbest bırakıldı. Serbest bırakıldığında bir polis arkadaşıyla çak yapmış. Dördüncü ya da beşinci gün tekrar tutuklandı ve 15 ay cezaevinde kaldı. Mahkeme süreci başladı. İlk duruşma güzel geçti. Mahkeme, kızımın kendi eliyle arkasından kendisini vurmasını mantıklı bulmadı. O şahsın yüzünde tek bir pişmanlık belirtisi yoktu. Hakim, 'Ben olsam kendimi şu açılardan vururdum, arkadan vurmazdım' dedi. Arkadan silahla kendini vurmanın zor olduğunu değerlendirdi. İlk mahkemede umutlandık, sevindik. Ama ikinci duruşmada, sanığın annesi oğlunu kelepçeli görünce dayanamadı ve araya girerek benim ölmüş kızıma ağır hakaretlerde bulundu. Ben oraya kavga etmeye gitmemiştim. O kadın, benim ölmüş kızıma hakaret edemezdi. Ama ben kavgaya değil, adalet aramaya geldiğim için sessiz kaldım.''

AKBAŞ: KIZIMIN KANI SALİHLİ ADLİYESİ'NE BULAŞTI
''Daha sonra üçüncü duruşma başladı. Savcı, sanık için 'Kasten adam öldürme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet ve ayrıca devlet malını izinsiz kullanmaktan ceza talebinde bulundu. Duruşmaya ara verildi. Aranın ardından hakim, 'Biliyorsunuz, Türkiye’de bilirkişi toplamak zor. Bir bilirkişi raporuna göre bu cinayet de olabilir, intihar da. Merhume nur içinde yatsın' dedi. Bu kararın ardından dünya başımıza yıkıldı. Kızımın kanı Salihli Adliyesi’ne bulaştı.
Dosyamız istinaf mahkemesine gitti. İstinaf mahkemesinde karar o kadar hızlı çıkmak zorunda bırakılmış ki, başka bir davanın dosyasını bizimkine eklemişler. Kopyala-yapıştır yapmışlar. Maalesef istinaftan ret kararı geldi. Şimdi dosya Yargıtay’da. Ben kimseden adaletsiz bir karar beklemiyorum. Benim çocuğum intihar etmedi! Buradan Yargıtay hakimlerine ve savcılarına sesleniyorum. Ben sadece adaletin yerini bulmasını istiyorum. Benim kızım intihar etmedi. Hakimlerden, savcılardan ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’tan sadece adalet istiyorum. Benim için bir şey yapmayın, sadece dosyayı inceleyin!''