
DİJİTAL BAYRAMLAŞMA

Bir zamanlar mektupların, yüz yüze sohbetlerin ve samimi kahkahaların hüküm sürdüğü bir dünyada yaşıyorduk. Şimdi ise ekranlara hapsolmuş, parmak uçlarımızla kurduğumuz sanal bağların arasında kaybolmuş durumdayız. Bu durum akıllara Jean-Jacques Rousseau’nun yüzyıllar önce sorduğu şu soruyu getiriyor: Bilim ve sanatın ilerlemesi insanı daha ahlaklı mı yapar, yoksa onu kendi doğasından mı koparır ?
Günümüzde teknoloji, insan hayatını kolaylaştırdığı kadar, onun ruhuna da dokunan güçlü bir araç haline geldi. Bilgisayarlar, akıllı telefonlar ve sosyal medya, uzakları yakın ederken, yakınlarımızı bizden uzaklaştırdı. Şehirlerarası mesafeler kısaldı ama kalpler arasındaki mesafe büyüdü. Artık insanlar birbirine mesaj atıyor ama göz göze gelmiyor, binlerce takipçiye sahip ama gerçek dostlara hasret. Teknoloji bilgiye ulaşımı hızlandırırken, insanın kendi içine dönmesini zorlaştırıyor.
Ah, nerede o eski bayramlar? Belli bir yaşın üstünde olup da bu hayıflanma cümlesini kurmayanımız yoktur. Bir zamanlar bayram günlerine, büyüklerin ellerinden öpülerek başlanırdı. Evlerin kapıları misafirlere sonuna kadar açılır, sofralar sadece yemekle değil, sohbet ve kahkahayla da donatılırdı. Çocuklar yeni kıyafetleriyle sokaklarda koşturur, bayram harçlıklarının heyecanını yaşarken, büyükler eski günleri yad ederdi. Bayram, sadece bir gelenek değil, insanın insana dokunduğu, sıcaklığın kalplerde hissedildiği özel bir zamandı.
Bayramlaşma kültürü, maalesef dijital çağda kaybolan bir sıcaklık. Artık bayramlar ekranların soğuk ışığında kutlanıyor. Bayram mesajları, içtenlikle yazılan mektupların, yüz yüze edilen duaların yerini aldı. “İyi bayramlar” yazan bir bildirimle gönül alınıyor, birkaç saniyelik görüntülü görüşmelerle hasret giderildiği sanılıyor. Oysa bir mesaj, bir sarılmanın, bir kahkahada saklı samimiyetin yerini nasıl doldurabilir? Bayram ziyaretleri artık zahmet sayılıyor; oysa ki bayramın ruhu, bu zahmetin içinde gizliydi. Bir kapıyı çalmanın, bir evi şenlendirmenin, göz göze gelip dertleşmenin kıymeti unutuldu.
Peki, teknoloji tamamen mi suçlu? Hayır. Doğru kullanıldığında, uzaktaki sevdiklerimize ulaşmamızı sağlıyor, ayrılıkları biraz olsun dindiriyor. Fakat bizler, kolay olanı seçip asıl olanı unutmamalıyız. Bir ekranın soğuk camı, bir annenin sıcacık dokunuşunun yerini tutamaz. Bir emoji, bir dedenin gözlerindeki sevgiyi anlatamaz.
Bayramları bayram yapan, paylaşmaktı; zamanımızı, sevgimizi, varlığımızı… Belki de bugün kendimize şu soruyu sormalıyız: Bayramları gerçekten yaşıyor muyuz yoksa yalnızca kutluyor muyuz? Dijital çağın içinde, insan kalmayı başarabiliyor muyuz?
Gelin, bu bayram sadece bir mesaj göndermekle yetinmeyelim. Bir kapıyı çalalım, büyüklerimizin ellerini sevgiyle tutalım. Küçük hediyelerle çocukların yüzünü güldürelim. Çünkü bayram, aslında hatırlamaktır; sevdiklerimizi, geçmişimizi ve bizi biz yapan değerleri.